08.06.2018
Künye
İletişim
06.01.2003, 11:19:41 Güncelleme : 28.09.2016, 18:36:53

İnsanlık tarihinin en eski değerleri bombalanabilecek...

Bağdat Müzesi, Mezopotamya uygarlığının görkemini sergilemek amacıyla İngilizler’in yardımıyla çok geliştirilmiş bir prestij müzesi.

Savaş her yerde kötü. Ve savaş başladığı andan itibaren de, o topraklarda ne kadar uygar bir topluluk var olsa bile, uygar düşünce bitiyor. Bosna, Hersek, Makedonya, Hırvatistan, Lübnan, Beyrut... Tüm bu savaşlara tanık olduk. Şiddetin ve insan dramının yaşandığı yerde hiç kimseye kültür varlığını anlatamazsınız.

İstanbul Üniversitesi, Prehistorya Anabilim Dalı Kürsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, Irak'ın, arkeolojik-tarihsel ya da diğer anlamda, kültürel varlıkları açısından dünyadaki yerini ve savaşın getireceği kültürel yıkımı şöyle anlatıyor:

Irak topraklarını içine alan Mezopotamya yadsınmaz bir şekilde, özellikle, M.Ö. 8. binden itibaren, günümüz sisteminin temel taşlarının atıldığı belli başlı yerlerden biri. Özellikle devrim olarak nitelendirdiğimiz, kentlerin ortaya çıktığı, devlet sisteminin, bürokrasinin, imparatorlukların, daha sonraki, örneğin Helenistik kültürün düşünsel yapısını oluşturan kurumsal olguların doğduğu topraklar. Batı İran, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu'nun bir kısmı, Suriye, Doğu Akdeniz, Filistin ve Lübnan gibi ülkelerin yer aldığı, Büyük Mezopotamya denilen bu oluşum bandı, her yerde olduğu gibi, hem insanlığın ortak kültür mirası olmasından hem de bu özelliklerinden dolayı öne çıkıyor. Ve bu çekirdek bölgede, Irak, özellikle kent ve devletin ilk yapı taşlarının atılmasında sergilediği canlı dinamizmle elbette ayrı bir önem taşıyor.

Bazı müzeler arkeolojinin tarihinden gelir. Britanya, Budapeşte, Hermitage, İstanbul Arkeoloji müzeleri gibi. Bu prestij müzeleri, 19 yüzyıldan itibaren eserleri toplamaya başlayan, merkezi müzelerdir. Tabii, bugünkü anlayışta, eserler artık bağlı oldukları müzelere gidiyor. Bağdat Müzesi'nin de kuruluş tarihi oldukça eski. Mezopotamya uygarlığının görkemini sergilemek amacıyla yapılmış, o dönemde özellikle, İngilizler'in yardımıyla da çok hızlı gelişmiş olan bir prestij müzesi. Dünyadaki, tüm Mezopotamya kültürlerinin, Asur'un, Babil'in , Sümer'in en önemli eserlerinin yer aldığı, depolandığı en zengin müzelerin başında gelir. Bu bakımdan çok önemli.

Bağdat Müzesi'ndeyer alan eserler savaşın şiddetinden ne ölçüde korunabilir. Bu soruya da Prof. Mehmet Özdoğan'ın yanıtı şöyle:

- Savaş koşullarında genelde alınan önlem, birtakım eserlerin bodrumlara indirilmesi ya da güvenlik açısından daha güvenli yerlere aktarılması. Ancak, özellikle Bağdat Müzesi gibi büyük bir müzeye sahipseniz ve 10 binlerce, 100 binlerce eseriniz varsa ancak seçerek aldıklarınızı kurtarabilirsiniz. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir güç, eserlerin tümünü birden korumaya yeterli değildir. Ya da Beyrut Müzesi'ndeki gibi hepsini değil ama bazı eserleri betonla örtersiniz.

Irak'ın, Mezopotamya'nın düzlüklerindeki bilgi bence çok daha önemli.Ve onları kaybettiğinizde asla yerine koyamazsınız. Müzedeki eserlerin belgeleri, en azından resimleri var. Eninde sonunda kâğıt üzerindeki bilgi kaybolmaz. Ama Irak'ta kazılmayan en azından 10 bin tane büyük höyük, kilometrelerle ifade edilen mega yerleşimler var. Bunlardan ancak 100 ya da 200 tanesi ortaya çıkarılmıştır.

Örneğin Uruk, ve bence en vahim durumda olanı o. Daha yarısı kazılmış durumda. Ve diğer yarısı için en azından daha bir 100 yıl daha ister. Sümer uygarlığının, bütün bir kent sisteminin, yazının, bürokrasinin, yönetim mekanizmasının, askeri mimarinin, edebiyatın, tapınakların, tapınak ekonomisinin doğduğu, bir yerde her şeyin temelinin atıldığı bir kent. Sonra bir Ninova. Saray kütüphaneleri, tablet arşivleri, Gılgamış destanı... Bunlar bilinenler. Bugün Irak'ta hangi höyüğü kazsanız tablet yağar. Tüm insanlığın geçmişine ilişkin en önemli yazılı belgeler orada ve daha hiç kazılmamış, araştırılmamış pek çok yer var. Yalnızca tarihöncesi değil, Irak'ta hemen her döneme ilişkin çok önemli merkezler bulunuyor. Helenistik, Roma, ilk İslam devletlerinden Abbasilerin ünlü kenti Samara... Sonra Osmanlı... Bu bakımdan çok zengin topraklar.

Şu anda bile Irak'ın içinde bulunduğu ekonomik bunalımın kültür varlıkları üzerindeki olumsuz etkisi düşünülürse, faturanın daha da ağırlaşacağı kaçınılmaz. Ne olup bittiğini tam olarak bilmiyorum ama, tahmin etmek zor değil. Özellikle merkezi otoritenin olmadığı kuzey ve güney Irak'ta, eminim şu sıra yağmalanan bir sürü yer var. Hiçbir şey olmasa bile müzenin bakımsızlığı ciddi bir sorun yaratacaktır.

Prof. Özdoğan, savaşta, kültürel varlıklara zarar gelmemesi ve korunması yönündeki uluslar arası hukuk konusunda da şu bilgiyi veriyor:

Kültürel varlıklar açısından önem taşıyan alanlar, özellikle müze binaları bombalanmaması için işaretleniyor. Uluslar arası hukuk, bu varlıkların dokunulmazlıkları gibi birtakım ilkeleri ve şartları ortaya koymuş ama savaş koşullarında hukukun geçerli olmadığını yaşanan deneyimlerden biliyoruz. Bunun en canlı örneği Lübnan. İç savaşta ve ondan sonraki dönemlerde, Beyrut'un tarihi çekirdeği tamamen yok oldu. Bir zamanların çok önemli müzelerinden biri olan Beyrut Müzesi'ndeki bazı eserlerin üzerine beton kılıflar giydirilerek bazı önlemler alınmaya çalışılmasına karşın, tahribat ve kaybın boyutuna baktığınızda, özellikle, savaş öncesi, sırası ve sonrasındaki yeniden yapılanmaya yönelik belgeleme çalışmalarından, savaşta kültür varlığının korunmasının pek mümkün olamayacağını görüyorsunuz. İnsan canının kıymetinin olmadığı yerde tarihi değerleri kimse umursamaz. Lübnan'da şimdi, tarihi çekirdeğin yeniden inşası yönünde, UNESCO ve Dünya Bankası'nın desteğiyle çok büyük bir proje yürütülüyor. Ama bunun her ülkede yapılabilmesi olası değil.

Savaşın süreceği her gün, dünya kültür mirasından bir bölüm eksilir. Irak'ta diyelim 10 bin kültür varlığı varsa, bir günlük bir savaşta bunun 500 tanesi gider. Bu bir ay sürerse, bunu 30'la, bir yıl sürerse 360'la çarpmak gerekir. Sonuçta geriye hiçbir şey kalmaz. Kalamaz. Savaştan sonra insanların düştüğü psikolojik durum da kaybı arttıran en büyük etkenlerden biri. Kafkaslar'da yaşandığı gibi. Kafkas topluluklarının, bağımsızlıklarını kazandıkları ilk anda, özellikle birbirlerine girdikleri o karışıklık döneminde, halkın ilk yağmaladıkları yerler müzeler, eski eserler oldu. Ve dünya pazarına korkunç miktarda Kafkas malzemesi akmaya başladı. Daha önce devletin, merkezi otoritenin korkusuyla yağmalanmamış höyükler ve ören yerlerinde kaçak kazılar başladı. Neden? Çünkü insanlar aç kalıyor. Para yok, ekonomi yok. O zaman herkesin gözü toprağa, eski esere kayıyor. Balkanlar'da da aynı şey oldu. En azından Bulgaristan, hatta Romanya'dan biliyorum, Sovyet, daha doğrusu Doğu bloğu dağıldıktan sonra yaşanan karışıklık döneminde, inanılmaz boyutta tümülüs yağmalandı. Otorite boşluğu olup, koruma kalktığı anda, yoksunluk içindeki insan doğal olarak kolay para getirecek malzemeye yani eski esere yöneliyor. İran'da, Hümeyni döneminin başında da çok sayıda eser, Batı'ya aktı. Dolayısıyla, böylesine tarafların bol olacağı Irak savaşında kültür varlıklarının ne boyutta kayba uğrayacağını kestirmek zor değil. Diyelim savaş bitti, Saddam ortadan kalktı, her şey süt liman. Bir kere bir sürü muhalif grup var. Sayıları 50 ya da 60'ı bulan bu grupların iktidar çatışmalarında, herkesin birbirine girdiği yerde hiçbir şey kalmaz. Bombalamaya bile gerek yok.

Kültür varlıklarını tahrip ve yok edenlere ya da bir şekilde sorumlu olanlara yönelik yaptırımlar, ceza uygulamaları yok mu? Bu soruyu da Prof. Özdoğan şöyle yanıtlıyor:

Elbette vardır. Birleşmiş Milletler kararlarında, UNESCO anlaşmalarında muhteşem hükümler mutlaka yazılıdır. Ama bu kime ve nasıl uygulanacak? Daha önemlisi nasıl kanıtlanacak? Afganistan örneğini hepimiz yaşadık... Buda heykelleri dünyanın gözü önünde bombalandı. Üstelik yıkılacağı önceden anons edildi. UNESCO dünya miras listesindeydi. Yani nüfus kağıdı en güçlü olan yerlerden biriydi. Bitti işte. Kime ceza vereceksiniz? Sorumlu olanı arayın da bulasınız.

Bosna'da, Hersek'te de aynı şeyler oldu. Bilindiği gibi, Mostar Köprüsü, camiler ve daha pek çok tarihi eser, orada da herkesin gözü önünde havaya uçuruldu. Savaş sorumlularına, suçlulara, o da yakalanabilirse tabii, insanın can hesabının sorulmasının bile ne denli zor olduğuna tanık oluyoruz bugün.

Irak müzelerinde, varsayalım 100 bin eser var. Bunun kaç bin tanesi böyle fişlenmiştir acaba? Depolarda olanları da düşünürsek, bu sayının fazla olacağını sanmıyorum. Kaldı ki, savaş ve sonrasında, merkezi otorite kalktığı andan itibaren, neyin soyulup soyulmayacağını bilemezsiniz. Belgeler, fişler de gidebilir. Ama Bağdat Müzesi'ne bir şey olmaz da höyükler, tümülüsler yağmalanır.

Özellikle Güney Irak'ta, Basra tarafında, bombalamanın dışında, askeri harekâtlar sırasında bir çok höyüğün gittiği, bazı önemli merkezlerin de çok büyük zarara uğradığı şeklinde bilgiler geliyor, ama tabii bunların kesin olarak nereleri ve hangi boyutta olduğunu bilebilme olanağım yok. Kuzeydeki müzelerin yağmalandığı ve çok sayıda buluntunun da dünya piyasalarına çıkmaya başladığı söyleniyor. Kuveyt Müzesi'nin yağmalanmasından sonra da birçok şey ortaya çıkmıştı. Bunların izlenmesi, kanıtlanması ve telafisi çok zor. Kültürel varlıklar hep arka planda kalıyor.

Yalnız Türkiye, Kıbrıs harekâtında bu konuda hızlı hareket etti. İlk bir- iki günün karışıklığı dışında, oradaki müzelerin yağmalanmaması için, ordu ciddi önlem aldı. Bu girişim daha sonra UNESCO tarafından da takdir edildi.. Önlem alınmasaydı, müzeler, o karambolde, fırsatçılara açılmış olacaktı. <

Öte yandan, İsrail, savaşta kültürel varlıklar konusunda çok farklı bir çalışma gerçekleştirdi. Orduyla birlikte arkeologları da seferber etti. Sina Yarımadası'nda, araştırmacılar, ordunun ardından girdiler ve arkeolojik kazılar yaparak ilerlediler. Bu ilginç yöntem aynı zamanda dünyada tek örnek. Savaşı, arkeolojiyle özleştiren bir sistem. Muazzam bir organizasyon ama tabii ufak ölçekte. / NERMİN BAYÇIN /Cumhuriyet Dergi

Haberi Paylaşmak İçin...
Son Haberler
Barış Kerem Cesur ile Sokak Fotoğrafçılığı üzerine...
Barış Kerem Cesur ile Sokak Fotoğrafçılığı üzerine...
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba’’sı...
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba...
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlayda’da
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlay...
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri çıktı!
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri ...
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!...