19.08.2017
Künye
İletişim
06.01.2010, 09:42:05 Güncelleme : 04.10.2016, 00:00:15

Herşeye rağmen Nişantaşı İstanbula Batılı bir renk veriyor ve bir kale gibi direniyor...

Bugün (5 Ocak 2010) gazeteci bir arkadaşım ile sohbet ederken bana, biraz da kinayeli olarak “Nişantaşı’ndan nasıl görülüyor Türkiye’nin hali?” diye sordu.

Çünkü Nişantaşı, Hıfzı Topuz’un son yayımlanan kitabında dediği gibi “Herşeye rağmen Nişantaşı İstanbul’a Batılı bir renk veriyor ve bir kale gibi direniyor” Gerçekten direniyor mu? Yoksa kalenin burçlarından sızanlar var mı?

Artık “siyasal bir simge” haline dönüşmüş olan “türban” Nişantaşı’nın, Beyoğlu’nun, Attila İlhan’ın tarif ettiği büyük Pera’nın, hemen hemen heryerinde görülmeye başlandı ve yaşantının bir parçası haline geldi bile. Henüz mahalle baskısının bir öğesi değilse bile, böyle giderse “olmayacak” anlamına gelmiyor.

Oysa Nişantaşı neler görmüş-geçirmiş bir sempttir... Heyamola Yayınları’nın, İstanbul 2010, Avrupa Kültür Başkenti bütçesinden yararlanarak yayımladığı anlaşılan İSTANBULUM dizisinin kitaplarından 19 numaralı olanını Hıfzı Topuz yazdı.

1923 İstanbul–Nişantaşı doğumlu olan Topuz, nezaket göstermiş ve kitabı yazarken yapmış olduğumuz kısa kısa sohbetleri kitabına alarak beni onurlandırmış.

Ben aslında Nişantaşlı değilim, Şişli’liyim, çünkü Küçükbahöe Sokağında doğdum ve orada büyüdüm, fakat kitabın çinde çizilen Nişantaşı sınırları içinde çok zamanım geçti. Yolculuk adlı (Elma Yayınları 2004) otobiyografik kitabımda hayli sözünü ettiğim bu yörede, Şafak Sokağı’nda anneannem otururdu ve ben 3 tekerlekli bisikletim ile Halâskârgazi Caddesi’nin kaldırımından Rumeli Caddesi’nin köşesinde kadar gider, orada, tam caddenin ortasında trafiği yöneten polise işaret eder, seslenir ve onun gelip beni karşıya geçirmesini beklerdim. O zamanlar Şişli Nişantaşı arasındaki tüm esnaf, memur , herkes akraba gibiydi.. Mahalleli olmanın tadını o yıllarda biz çıkarttık.

Topuz’un kitabında 28’inci sayfada sözünü ettiğim Rumeli Caddesi’ndeki şarküteri TANAŞ USTA dır, Tanaş Usta’nın satmış olduğu beyaz peyniri ben hayatımda bir daha yiyemedim. O zamanlar Domuz jambonu, salamın en güzeli ve aynı Bologna’nın (İtalya) mortadellası orada satılırdı. Yine aynı sayfada sözü edilen Rumeli Caddesi’ndeki terlikçi ise GÜLERYÜZ terlikçisidir. Beyoğlu’nun ünlü Tilla Pastahanesi sonraki yıllarda, belki 60’larda Rumeli Caddesi’nde bir şube açtığı zaman olay olmuştu, çok sevinmişti insanlar. Rumeli Caddesi’nin soldan ikinci sokağının köşesinde, biraz yerin altına doğru olan bugünkü bir tekstil mağazasının yerinde ise RİO Pastahanesi vardı. Rio’nun piramit pastasını çok severdim.

Hıfzı Topuz’un 1930’lu yılların ikinci yarısında Nişantaşı’nın güzel kızları diye anlattığı kadınlar bugün 90 yaşını aşmış olan kadınlardır ve bir çoğu okul arkadaşlıklarını sürdürmektedirler. Kitabın 74’üncü sayfasında da yer alan bu kızların adlarında küçük bir yanlış var, adlardan birisi Asiye değil Atiye olacak. Bunu “güzel Atiye” diye anılan hanımefendiyi unutturmamak için yazmam gerekir diye düşündüm.

Kitabın 126’ıncı sayfasında sokak adı olarak verilen Süreyya Ağaoğlu sokağının adı, “Hakim Süreyya”dan gelir, babamın da çocukluk arkadaşı olan Hakim Süreyya, sanıyorum Türkiye’nin ilk kadın ağır ceza hakimidir, kısacık boylu ve çelik gibi bu kadını çocukluğumda tanımıştım.

Ayrıca Hüsrev Gerede Cadddesinde Avukat Handan (soyadı yanılmıyorsam Ertuç idi) hanım otururdu ki o da Türk Hukuk camiasının ender kişilikleri arasındaydı.

Kitabın 39’uncu sayfasında yer alan Maçka Palas Apartmanı’nın benim hayatmda özel bir yeri vardır. Çünkü yıllarca Türkiye’de İsviçre Başkonsolosluğu yapmış olan Mamburi ailesi burada otururdu. İsviçreli Migros Mağazalarının Türkiye’ye gelişinde, orada uzun yıllar çalışmış olan başkosolosun kardeşi René Mamburi bir Türk hanımla evlenmiştir, benim de ilk ve tek evliliğim bu ailedendir ve o zaman kız istemeye Maçka Palas’taki İsviçre Başkosolosunun evine gitmiştim. O gün verilen ziyafeti unutmam mümkün değildir.

Genç nesillere, yazmakta olduğu tarihi romanları ile ciddi bir tarih ve ülke sevgisi aşılamaya devam eden Hıfzı Topuz’un, Nişantaşı anılarını böyle okumaktansa, yine bir roman bütününde görmeyi daha çok isterdim, ama yine de tarihe bir belge olarak anılarını yazmış olmasına sevindim. Kitapta yer yer onun romanlarında okuduğumuz pasajların hangi anılardan kopup geldiğini görmek ayrı bir tad verdi.

Nişantaşı batılı Türkiye’nin direnç noktası... Bakın neden böyle deniliyor? Bu nedenle Topuz’un kitabını okumak gerekiyor...

Haberi Paylaşmak İçin...
Son Haberler
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba’’sı...
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba...
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlayda’da
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlay...
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri çıktı!
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri ...
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!...
Abidin Dino ’’Son İzler’’ ile karşımıza çıkıyor...
Abidin Dino ’’Son İzler’’ ile karşımıza çıkıyor......