05.08.2017
Künye
İletişim
06.12.2009, 15:07:10 Güncelleme : 13.02.2017, 02:16:03

Her bir sergisini ayrı bir konsept üzerine kuran Ayşe, 20 yılda takının bir sanat dalı olarak yerleşmesinde öncü oldu

Ayşe Takı Galerisi’nin 20. yıl sergisinde, gümüş takıları Türkiye’de bir sanat kolu olarak armağan eden Ayşe’nin retrospektifi yer alıyor.

Teşvikiye Şakayık Sokak 53 numarada yer alan Ayşe Takı Galerisi 20 yıl önce Ortaköy İskele sokakta Türkiye’nin ilk Takı Sanat galerisi olarak açıldı. 10 yıl sonra Nişantaşı’na taşındı ve o binanın da yıkılması üzerine şimdiki kendi binasına yerleşti.

Bu süre içinde sadece Türkiye’den ve dünyanın ünlü takı sanatçılarının sergilerinin yanı sıra, sanatın diğer dallarında da açılan dikkat çekici sergiler ile her zaman öncü ve ayrı bir konsept oluşturmayı bildi.

Ayşe takısına sahip olmak Türkiye ve NewYork’da kadınlar arasında paylaşılan bir ayrıcalık.. Ayşe, takılarını yaratırken etkilendiği olaylar ve çevreleri bir konsept oluşturuyor.
Frida Kahlo’nun yaşamını okuyup izlediği bir mevsimde Kahlo’dan esinlenen takılar üretmeye başlıyor. Acaba Frida günün birinde New York ve İstanbul’da yaşayan bir kadının kendi yaşamını takılarla ifade edeceğini düşünebilir miydi?

Manhattan’daki evinin artık yıkıma konu olduğu için metruk kalan arka bahçesinde yetişen ve demir parmaklıklarla bütünleşen bir bitkinin yaşama uzanan yapraklarını, İstanbul’un şık kadınlarının boyunlarını ve ellerini süsleyen hüzünlü gümüş yapraklara dönüştürmek de ancak takıyı sanatla buluşturan Ayşe’nin marifeti olabilirdi.

Ya gözyaşlarına ne demeli. Taa New York’dan İstanbul’a uçak şirketlerine rica minnet ederek ambalajlarla elde taşınarak getirilen bir minik ağacın dallarından damlayan gümüş gözyaşları.

Bu gözyaşları yine gümüş bir çanakta toplananak cıva gibi bir arada toplanarak parıldıyor. Kadınlara yapılan takılarda bir hüzün var genellikle. Gözyaşı kadının hüznünü sembolize ediyor bir yerde. Ayşe genellikle kadınlar için takı yapıyor. Bazen erkeklere de kol düğmeleri, fular takıları yapıyor ama asıl süslemek istediği kadınlar. Takı yerleri de değişiyor, başta, burunluk şeklinde, omuzda ya da kalp gibi ama köstekli çeşitleri çok bol ve düşünülmemiş tasarımları var Ayşe’nin. Ayşe’nin 20 yıl boyunca açtığı kişisel sergilerinden anlamlı bir seçki bu 20. yıl sergisinde hem sergilenip hem de satışa sunulacak. Halen bir Ayşe takısına sahip olmayan ya da eski sergileri kaçıranlar için büyük fırsat. Peki Ayşe bu takı macerasına nasıl başladı? Onu da annesinin kaleminden okuyalım.


Gazeteci Gül Önet, kızı Ayşe’nin takı serüvenini şöyle anlatıyor:

*YİRMİ YIL”
SANKİ DÜN GİBİ


Aslında Ayşe’nin önsezisi bundan çok daha önceye gidiyor. Yirmi yıl ne ki! Tam yarım yüz yıl öncesine.

Almanya’dayız. Ayşe dört yaşında. Bonn’dan trenle Köln’e gidiyoruz. Karşımıza kumral, yakışıklı genç bir adam oturdu. İkide bir gözünü beni izlerken yakalıyorum. Tabii yakalayan yalnız ben değilim Ayşe de. Alman’ların akıl almaz çocuk sevgilerinin şımarttığı Ayşe (üstelik genç adam bıyıklı ve Ayşe bıyıklı herkese bayılıyor nedense), hemen sohbete başlıyor. “Anneme yani demek istiyorum ki takılarına bakıyorsunuz hep. Çok güzel takılar değil mi? “ Gerçekten her yanımda çok sevdiğim takılarım var. Hiç onlarsız dolaştığımı anımsamıyorum. Delikanlı bir anlık şaşkınlığını yenerek, evetliyor Ayşe’yi Ayşe ağzını çarpıtarak sözü uzatıyor. “Evet takıları çok güzel . Evde daha da çok var. Bir gün gelin görün. Ama ben büyüyünce benim takılarım onunkilerden daha güzel olacak!” İşte bu çocukça kıskançlığı bir önsezi gibi ilerde gerçekleşme yoluna giriyor.

54 önceki Gül Önet ve takıları

Zaman zaman yurt dışında zaman zaman da içerde tamamladığı lise tahsilinden sonra üniversite sınavlarında Hacettepe Alman Dili bölümünü kazanıyor. Ama aklı şimdi Mimar sinan Üniversitesi olan, o zamanların Güzel Sanatlar Akademisinde. Kısacası puanları oranınkileri tutuyor. Belli bir sınavdan daha geçirip UESYO’ya kabul ediliyor. “Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu”.

Güzel Sanatlara bağlı ama binası Beşiktaş’ta. Ben Türkiye’de o zamanlar pek bilinmeyen bu bölümü çok seviyorum ve bunu tanıtmak için elime geçen her fırsatta Ekonomi Politika’ Gazetesine, Günaydın’a bir bahaneyle haber yapıp yolluyorum. İstanbul’daki arkadaşlar bana takılıyorlar. “Gül ne bu yahu, yenir mi içilir mi.? Biraz da başka şeyler gönder.” O sırada ODTÜ’de bu bölüm açılmış. Kürsüde bir yabancı Profesör var. Onunla röportaj yapıyorum. Ama adam ilgisizlikten yakınıyor biraz. Öğrencisi de çok az. Nitekim bir zaman sonra o bölüm kapanıyor. Ama Ayşe istediğim yerde okuyor ya, keyfine diyecek yok. Oldukça başarılı bir öğrenci yıl sonu projelerde çeşitli konuları işliyor. Sondan bir önceki takı projesi. Hocalarından da olumlu notlar alıyor. Çünkü şimdiye dek hiç yapılmamış.

O sıralar ben Bodrum’da ünlü Urart’ın bir yüzüğünü görüp alıyorum. Çok severek de takıyorum. Zaten Urart tek meşhur takıcı. Tasarımlar yapıyorlar, genellikle de eski Türk uygarlıkların takılarını stilize ediyorlar. Ayşe yüzüğüme bayılıyor. Urart’ın atölyesini bir ziyaret etmek istiyor. Ama ben zaten araştırıp geldim, bu pek mümkün değil. O zamanlar başında şimdi rahmetli olan Özer Kabaş var. Kardeşi Mehmet Kabaş ile birlikte çalışıyorlar. Ağabeyleri Vedat Kabaş da sahiplerden biri. Ayşe yılmıyor Mehmet Kabaş’la konuşmayı başarıyor. O sırada Özer Kabaş Urart’tan ayrılmış, artık firmanın başında Mehmet Kabaş var. Okul projesini alıp Mehmet beye gidiyor. Büyük bir şans eseri Mehmet bey Ayşe’yi işe alıyor. Bu ilk yapılan bir şey . Okullu bir çalışan. Sonradan Ayşe kendi okulundan iki arkadaşını daha tanıtıyor ve onlar da işe başlıyorlar.

(Yılları söylemeyi unuttum. 1976-80 arası.) Son projesinde bana bir sürpriz yapıyor: Takı sergileme sistemleri tasarımları üzerine bir proje.. Gene destekleyici sözler işitiyor.
Ayşe o arada mezun oluyor. Metal işçiliği öğrenmek için New York’a gitmek istiyor. Babası orada Başkonsolos . Altı ay için gidip gelecek. (Bu cümle telaffuz edileli tam 29 yıl oldu. Ayşe metal işçiliğini öğrendi ama New York’un dayanılmaz çekimine kapılıp . (!) orada kalmayı yeğledi.)

1987 yılında Ortaköy’de ünlü Artisan Galeri’sini gezerken zaten arkadaşlarım olan sahipleriyle de sohbet ediyoruz. Bana Ayşe’nin Amerika’da takı tasarımcılığı ve yapımcılığı üzerinde çalıştğını ve bu arada iki-üç sergi açtığını bildiklerini söylüyorlar. Takılarını da New York’un tanınmış takı galerilerinde de sergiliyor. Daha doğrusu satışa sunuyor. Ben de biliyorum tabii. Bilge Mesci bana, “Ayşe bizde sergi açmak ister mi acaba ,”diyor. Ona ileteceğimi söyleyip teşekkür ediyorum. O sırada New York’da yayımlanan Shop Dergisinde Ayşe’ye bir kaç sayfa ayrılmış. Güneş Gazetesinde çalışan Vivet Kanetti bunu görünce haber yapmak üzere benden istedi. Gerçekten de enfes bir haber yaptı ve de Güneş Gazetesi bu habere ve fotograflara koskoca iki sayfa ayırdı. Ayşe daha İstanbul’a gelmeden ünü duyulmaya başlamıştı. Ve iki yıl peşpeşe Artisan’da sergi açtı.

Ayşe Mayıs’ta geldi ve galeri için yer aramaya başladık. Kafasında oluşturduğu fikir güzel. Türkiye’nin tüm takı tasarımcılarını arayıp galerisinde onların yapıtlarına yer vermek istiyor. Ayrıca sergi açılabilecek büyüklükte bir salona ve takı dersleri vermek için de bir odaya daha gereksinim var. Doğal olarak atölye de olacak. Bu büyüklükteki bir yere inanılmaz kiralar isteniyor. Biz de ise hemen hemen hiç para yok. Bu arada Abdi İpekçi Caddesi üzerinde kiralık bir yer buluyorum. Sahibesiyle konuşuyorum. Çok nazik bir hanım. Bir pastane için istediklerini ama bize vermeyi yeğleyeceğini söyledi. Kira da dolar değil Türk parası. Bu tabii benim hoşuma gidiyor. Doların ne olacağı hiç beli değil. Arttıkça artıyor. Ama Ayşe’nin aklı Ortaköy’de Artisan’ın bitişiğindeki ikiz binada. Orası Sayın Güngör Uras’ın karısına ait. Eskiden almışlar, aynı zamanda mimar olan Ertan Mesci çok güzel renove etmiş. Şimdi boş. Katlar küçük ama bodrum dahil dört kat ve de küçük bir asma katı da var. Kirası bin dolar. Bu parayı gümüş satarak ödemenin olanaksızlığını tahmin ediyorum ve Ayşe’yi vaz geçirmeye uğraşıyorum. Çünkü Abdi İpekçi Caddesi şık ve geleceği parlak bir cadde. Üstelik Türk parası ile kira ödemek daha kolay. Ama Ayşe inatla Ortaköy’de karar kılıyor. Haziran ayında kontrat yapılıyor ve Ayşe emeline kavuşuyor. Bir takım badana boya, yerlerin halıfleks kaplanması gibi işleri benim yapmamı isteyerek Amerika’ya dönüyor. Ben elimden geldiğince istenileni yaptırıyorum. Açılışın Ekim ayı başında olmasına karar verdik.

Ayşe daha erken geldi ve tanıdığımız ve de sadece adını bildiğimiz takı tasarımcılarını arayıp önerimizi yaptık. Hemen hepsi kabul etti. Böylece Türkiye’de bu çapta, tüm tasarımcıları bir araya getirecek ve bir çatı altında toplayacak ilk galeri oluyor bu. Ayrıca Ayşe takı öğrenmek isteyenlere ders verecek. Yalnız bir koşulu var, bunun eğitimini görmüş öğretmen olmadığı için bu dersleri parasız verecek. Tüm arkadaşlar, ben itiraz ediyoruz. Hem büyük bir emek verilecek, hem atölye galerinin, elektrik masrafları, alet edevat Ayşe’ye ait..
Ayşe’ye kalırsa bu onun bu ülkeye borcu (Tanrım şu Türk halkının milyonda biri borcunu yerine getirseydi bu halde mi olurduk diye düşünüyorum zaman zaman.)

Alel usul Ayşe’nin dediği oluyor. Yirmialtı öğrenciye hergün bodrum katındaki atölyede ders vermeye başlıyor. Sonra öğrencileri alıp Cağaloğlu’na götürüyor. Dökümcüler ve cilacılar gibi takı için gereken kişileri tanıştırıyor. Keyfine diyecek yok. Takılar galeriye konsinye olarak verilecek. Satılanlardan belli bir pay alınacak ve her ayın başında satılan takının ücreti sanatçıya ödenecek. Elektrik, takıların bakımı (ki o zamanlar hava kirliliğinden gümüşler sararıyor ve hemen hemen her gün parlatılmaları gerekiyor. Yüzlerce takı. Sigorta, ısınma, su vb, masraflar hep galeriye ait. Sanatçı sadece takısını konsiye olarak veriyor ve bir daha hiç bir şeye karışmıyor. Böylece Ayşe’nin bu galeriyi yürekten severek açtığını ve para kazanmak gibi hiç bir niyetinin olmadığını anlamış olduk. Ama yapacak bir şey yok. Galeri onun!

Bu arada zaman sıkıştırıyor ve de aksilikler de yakamızı bırakmıyor. Davetiye ve afiş basıldıktan sonra başımıza gelenlere sonradan çok güldük. Ama ilk başta tam bir katastroftu yaşadığımız hikaye şöyle;

Açılış için afişler ve davetiyeler bastırılıyor. Kapıya konacak Ayşe Takı Galerisi yazılı gri renekli metal kocaman levhayı Ultra Reklam Ajansı büyük bir incelikle hediye olarak yapıyorlar. Gerçekten çok güzel olan bu tabela hala kullanılıyor.

APS tekstilin sahibi, eski patronum sevgili Osman Benzeş ‘in yer kaplamasında büyük katkısı oluyor. Kısacası toplama yardımla galeri işlevsel hale geliyor. Afişler ve davetiyeler hazır. Zarfları adresleyip ikibine yakın davetiyenin yarısından çoğunu içine koyarken sanatçı arkadaşlardan birinin adının ve soyadının yanlış yazıldığını farkediyoruz. Saat gecenin ikisi. Tüm zarflar boşaltılıyor. Sabah baştan basılacak. Bu da ayrı bir masraf doğal olarak ve de zaman sorunu var. Çok üzülüyoruz. Ama yapacak bir şey yok. Saat dörde doğru beni bir gülme tutuyor. Ayşe yorgunluktan bitkin bir halde nedenini soruyor. “Afişler ne olacak?” diyebiliyorum. Çünkü aynı yanlış orada da var. Artık sinirden gülüyoruz. Yapacak bir şey yok. Oturup o saatte birer içki içip yatıyoruz. Ama keyifli olarak. Çünkü işi büyütmenin bir yararı olamayacağının bilincindeyiz.

Bu arada söylemeyi ihmal ettiğim bir şey var. Ayşe Amerika’dan gelince benim yaptırdığım merdiven tırabzanlarının boyasını beğenmedi ve onları kazıtıp baştan yaptırdı. Ve de camlara perdeler ısmarladı. Perdeler geç geldi ve de hiç güzel durmadı. Haydi sil baştan perde yerine storlar ısmarlandı. Böylece beklenmedik masraflar bizi iyice çıkmaza sokuyor. Ayşe’nin sergilerinden kazandığı tüm para bitti. Bende de pek bir şey kalmadı. Ama sanatçı arkadaşların takıları gelip galerinin teşhir salonu düzenlenince her türlü sıkıntı unutulup gitti. Gerçekten çok güzel oldu. Hem standlar (Amerika’dan geldi,), hem de takılar.

Galerinin ilk tasarımcılarının adları şöyle;

Teşhir salonu giriş katında yer alıyor. Bodrum’da atölye ve mutfak, tuvalet var. İkinci ve üçüncü katlar sergiler için ayrıldı. Asma katta da bir çalışma masası ve sergi displeyleri bir yana istiflenmiş, duruyor.

Açılış muhteşem oldu. Bu kadarını umut edememiştik. Üstelik bir akşam önce tanınmış bir ressam arkadaşımız bize açılışı ertelememizi, çünkü ertesi gün Vakko’nun açılışının olduğunu, dolayısıyla buraya kimsenin gelmeyeceğini söyleyerek moralimizi iyice bozmuştu. Ama tabii erteleme gibi bir şey söz konusu olamazdı. Kaderimize razı olacaktık. Açılışta dört kat, merdivenler ve sokağın bir ucuna kadar birbirinden şık kadın ve erkek konuklarımız Ortaköy’ü ve doğal olarak bizi şenlendirmişlerdi. Gelen çiçekler içeri sığmadığı için sokak boyunca dizilmişti.
Müthiş iltifatlar, güzel sözler, başarı temennileriyle geç vakte kadar süren açılış töreni bitti. Hepimiz birer içki alıp yerlere oturduk ve kendi aramızda galeriyi kutladık.

Ertesi gün TRT televizyonu gelip uzun bir çekim yaptı. Galerinin her yerini neredeyse santim santim aldı. Akşam TV’de uzun bir zaman ayırarak çekimi yayınladı. Tijen Par’ın güzelim sesiyle daha da renklenen program çok ilgi çekti. Akın akın insanlar galeriyi gezmeye geldiler. Çoğu kapıda biraz ikircikli bir halde girişin serbest mi olduğunu, ya da herhangi bir şey ödemelerinin gerekip gerekmediğini, hiç bir şey almadan sadece bakıp çıkmalarının mümkün olup olmadığını soruyorlardı. Tabii tüm bunlar bizim çok hoşumuza gidiyordu. O günden başlayarak özel TV’lerden de gelip çekim yaptılar. Çoğu sabah verildiği için göremedik ama gelenlerden nerede ne verildiğini öğrenebiliyorduk. Daha çok hanımlar ilgileniyorlardı galeriyle.

Dersler başlamıştı. Yirmi altı öğrenci vardı. Galerinin kapısı BMV ve onun gibi ünlü marka arabalar ve topuklara kadar inen vizon giymiş şık kadınlarla daha da renklenmişti. Atölye cıvıl cıvıldı. Herkes büyük bir hevesle takı yapma çalışmasına kendini kaptırmış görünüyordu. Nitekim sonuna kadar bu böyle gitti. Ayşe bir daha ders yapmadı. Bu ilk ve son kursuydu. Ama daha sonraları Nelli Gavriyeloğlu, Zeynep Erol, Olcay Sezen, Gündem İlkorur gibi değerli tasarımcılarımız kursları sürdürmemizde yardımcı oldular. Daha sonra kendi yerlerini açtıklarında da kurslara ara vermediler. Aşağı yukarı l0 yıl kadar süren bu çalışmalar şu anda bizim çevremizde yok. Nelli galerisini kapattı. Zeynep ders vermiyor, Gündem galerisini kapatarak Selimiye’ye yerleşti. Ama adlarını işitmediğimiz başta sanatçıların böyle bir takım kurslar düzenlediklerini gazetelerden, bilgisayarlardan öğreniyoruz. İstanbul’da şu anda kendi takısını kendi yapan onlarca kadın ve erkek olduğuna eminim. Bu arada tasarım değil de boncuk işleme ağırlıklı bazı kursların belediyelerce de açıldığını öğrendik. Ayşe iyi bir başlangıç yapmıştı doğrusu.

Dolarla kira ödemenin zorluğunu Ayşe de görünce büyük bir şans eseri evimize çok yakın bir yerde, güzel bir eski Nişantaşı Apartmanının ikinci katında çok hoş bir mekan bulduk. Daha önce iki mimar burasını show room olarak açmışlar ama nedense hiç çalıştırmadan terk edip gitmişler. Biz talip olunca ev sahibinin avukatı binanın yıkılacağını onun için kiraya verilmediğini söyleyerek bizi üzdü. Ama büyük bir rastlantı Amerika’da yaşayan ev sahibi Ayşe’nin yakın bir arkadaşının tanışları çıktı ve bize katı kiralamaya razı etti. Avukat hanım da bu yıkılma işleminin beş yıldan az sürmeyeceği garantisini verince bir günde taşındık. BEŞ YIL gibi koskocaman görünen bir süre aslında ne kadar göreceli. Beş değil yedi yıl kaldık orada ama tadı damağımızda kalarak- büyük bir hüzünle boşaltmak zorunda kaldık. Çünkü bizi bırakın, bina artık sayısı çok azalmış olan Nişantaşı evlerinin çok güzel örneklerinden biriydi. Şimdi yerine yapılan da güzel bir bina ama eskisinin yerini tutması söz konusu olamaz.

İşyerlerinin yer değiştirmesi hep eksi puan verir ama gene de burada da mutluyduk. Sergiler birbirini izliyor.Tasarımcıların sayısı giderek artıyor ve bunlara yabancı uyruklu sanatçılar da katılıyorlardı.. Yani galeri bu işi iyi tutturmuştu. Galeride açılan sergiler her zaman medyanın ilgisini çekiyor ve uzun uzun ve de hemen hemen her yayın organında veriliyordu. Açılış sergisini Alanya’da yaşayan bir sanatçı olan Emine Nur’du. 1989 yılının Aralık ayında açtı. Çok başarılı bir sergiydi. Ondan sonra da hemen hemen her yılbaşı öncesi süresi onun sergisine ayrıldı.

Gülriz Sururi’nin Tiyatro Kostümleri Sergisi, Ara Güler’in fotograf sergisi
Sadece İstanbul’dan değil ülkenin çeşitli kentlerinden de izleyicinin gelmesine neden oldu. Artık Ayşe Takı Galerisi’nin adı yurt dışında da duyulmaya başlamıştı ve bunun semeresini verdi. New York’da yaşamakta olan ünlü bir Japon takı sanatçısının bizde açtığı ilk sergisi gördüğüm en kalabalık sergiydi. İstanbul’un en tanınmış kişileri Ortaköy’deki binanın katlarını ve merdivenlerini tıklım tıklım doldurmuşlardı. Bu sergi sadece TV sanat programlarında değil haber programlarında da yer aldı. Takashi Wada adlı bu sempatik Japon sanatçı daha sonra iki sergi daha açtı. Avusturya,Hollanda, İngiltere, İrlanda, İsrail’,’den sanatçılar gelip sergiler açtılar. Avustralya’dan ise tüm takı sanatçılarını kapsayan bir kuruluş tüm sanatçılarıyla gelerek ilginç bir sergi açtı.

Takının yanı sıra resim, seramik, dokuma, saat, değişik malzemeyle yapılmış başka sanat eserlerinin de sergileri açılıyordu. Resim de daha çok tanınmamış ressamların ilk sergilerini açmayı hedeflemiştik. Bu da başarılı oldu. Sonra o sanatçılar çeşitli yerlerde sergi açma olanağına kavuştular.

1999 yılında Nişantaşındaki bina yıkılacağı için galeri bir süre kapılarını kapadı. Ama bir kaç yıl sonra bir şans eseri gene aynı sokakta, bu kez bir apartmanın yarı zemin katında galeriyi yeniden açmayı başardık. Şimdi artık 250 metrekarelik bir alanı olan büyük bir galerimiz var. Sanatçılarımızın sayısı ise yirmiyi aştı. Buradaki sergiler de birbirini izleyerek sürüp gidiyor. Sadece kış ve baharlarda. Yaz aylarında nedense sergileri gezmeye gelmiyor kimse.

Yirmi yıl çağın hızına ayak uydurarak göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Yirmi yıl öncesine kadar sanat değil de zenaat olarak bakılan takı yapımı artık sayısı gittikçe artan başarılı tasarımcıları ile bir sanat olduğunu kanıtladı ve bunu kabul ettirdi. Tabii bunun darısı Kültür Bakanlığımıza...İnanıyoruz ki, var olan tasarımcılarımızla yapılacak olan bir Avrupa, Asya, Amerika karma sergi düzenlemeleri büyük ses getirecek ve Türkiye’nin adına onur katacaktır. Tümüyle büyük bir emek karşılığında ortaya çıkan bu takıların satışıyla giderleri bile karşılamak olanaksız. Çünkü mücevher ve altın tutkunu olan kadınlarımızın gümüşe, özgün tasarım da olsa para yatırma gibi hevesleri pek yok. Ancak bu işe gerçekten gönül vermiş, değerini bilen takı severler sayesinde ayakta kalmaya uğraşıyoruz. Ama bu krizle birlikte işlerin daha da kötüye gitmesi doğaldı. Ama şimdiye dek yaptıklarımızla övünüyoruz.

Belki de artık Galerimiz bir yıldönümü daha kutlayamayacak. Ama kabul edersiniz ki Türkiye’ye getirdiği “ilk”lerle görevini başarıyla tamamlamıştır. Elmastan sıfır KDV aldığı halde gümüşten %18 KDV alan bir zihniyetle de uğraşabilme gücümüz yok.

Şimdiye dek gördüğümüz desteğini yadsıyamayacağımız medyamızın artık takıyla uğraşacak zamanı yok herhalde. Onun için oları da rahatsız etmiyoruz. Kendi yağımızla kavrulma ise mümkün değil. Şans umarım gelecek tasarımcılarımıza güler. “Büyüklerimiz” birden Takı Tasarım sanatının ne denli önemli olduğunu birden farkediverirler. Yurt dışından da katılımın sağlanacağı Takı festivalleri, yurt dışına bir dizi sergi taşımayı göze alma, ilgiyi tasarımcılarımıza çekebilme yetisi aklımıza ilk gelenler. Umutluyuz. Mevlana’nın dediği gibi üzerinize gelen dikenlerden bıkmayın, bilin ki arkalarından güzel bir gül gelecektir! Er ya da geç gelecek olan bu GÜL’ün bir an önce yola çıkması en büyük dileğimiz.

Yirmi yıl içinde bizten elini çekmeyen, her türlü yardımı yapan, ilgisini esirgemeyen, katkılarıyla Galeriye onur veren kişilere, sanatçılara, medyaya ve de tasarımcılarımıza gönülden teşekkürler.

Haberi Paylaşmak İçin...
Son Haberler
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba’’sı...
Rodos Şovalyelerinin kalesinde Theodorakis ’’Zorba...
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlayda’da
Damla Özdemir ’’Free Speech Zone’’ ile Galeri İlay...
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri çıktı!
27. Akbank Caz Festivali’nin ilk konser biletleri ...
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!
London Art Gallery Bağdat Caddesi’nde açılıyor!...
Abidin Dino ’’Son İzler’’ ile karşımıza çıkıyor...
Abidin Dino ’’Son İzler’’ ile karşımıza çıkıyor......